top of page

Türkiye'de ve Dünya'da Yaşanan Ahlâki Çöküş

  • Furkan ÇELİK
  • 13 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Eki 2025

Geleneksel Türk toplumunda ahlâk; din, gelenek ve aile üzerinden şekillenirdi. Bugün ise bu şekillenme değişti. Toplumu geri plana bırakıp önce bireysele odaklanan bizlerin kendi doğruları var. Eskiden “doğru” ya da “yanlış” toplum tarafından belirlenirken, artık ‘bireysel menfaat arayışı’ yaygınlaştı. Bu da ortak değerlerin zayıflamasına yol açıyor. 


Öte yandan sosyal medya yeni bir ahlak düzen oluşturuyor. Beğeniler, takipçiler ve trendler insanların davranışlarını yönlendiriyor. Bir yandan da sosyal medya ortak bir dayanışmayı sağlayarak hashtag hareketleri ve paylaşımlarıyla toplumu ahlaki bir amaç için bir araya getiriyor. Sosyal medyanın getirdiği manipülasyon gücü, algı operasyonları ve dezavantajları gibi sorunlar beraberinde ahlaki yargıların çürümesine neden olarak evlilikleri, dostlukları, ilişkileri daha yüzeysel hale getiriyor. Diğer yandan modern yaşam tarzı hızla yayılıyor ve geleneğe olan bağlılık azalıyor. Bu da toplumda bir “çatışma” yaratıyor. İnsanlar iki kimlikle bir arada yaşamaya çalışıyor. ''Geleneksel ailede büyüyen modern birey'' gibi.


Modern çağda ahlak, artık net sınırları olan bir kavram değil. Daha çok kişisel tercihler, tüketim alışkanlıkları ve dijital dünyanın kuralları tarafından şekilleniyor. Bu yüzden insanlar bir yandan özgürleşiyor ama diğer yandan daha yalnız, güvensiz ve huzursuz hissediyor.


Aslında insanın bireyselleşme eğilimi büyük ölçüde toplumun gözü önünde sergilenen davranışlardan kaynaklanmaktadır. Bir eylemin doğruluğu ve yanlışlığı, sabit bir etik kuralla değil, toplumun yapısına, bireylerin inançlarına ve kültürel koşullara göre değişebilir. Özellikle yardım dernekleri, vakıflar ve STK’lar gibi toplumsal faydaya önem vermesi gereken kuruluşlarda görülen yolsuzluklar ve bu yapılar üzerinden zenginleşme ve çıkar ilişkileri bireyin ahlâki değerlere duyduğu güveni azaltarak toplumun bu yapılara karşı olan güvenini sarsmaktadır. 

Ahlâki ve erdemli değerlerin toplumsal düzeyde aşınmasına yol açan bireyler ve kurumlar, bireyleri yeni bir anlam ve aidiyet arayışına yönlendirmektedir. Özellikle yardım dernekleri veya diğer kurumlar gibi güvenilmesi gereken kuruluşlarda görülen yolsuzluklar ve etik duyarlılık kavramından yoksun davranışlar, bireylerin toplumsal yapılara olan inancını sarsarak onları alternatif topluluklara, dini cemaatlere, bir ideolojiyi savunan sosyal medya gruplarına ve topluluklara katılmaya itmektedir.  Bunları benimsemeyen birey kendi bildiği doğrularla ahlaki bir zemin yaratmaya çalışsa da, genellikle daha karmaşık ve hatalı durumlarla karşılaşmaktadır. Bu durumlar bireyin şeref, utanma ve vicdan gibi psikolojik dürtülerini zayıflatarak ahlaki duyarlılıklarında çöküşe neden olmaktadır. Bu arayışlar bireyin toplumsal normlarla bağını koparıp bireyselliği ve etik gerçekliği körükleyebilir, böylece ortak ahlak arayışının zedelenmesine neden olur.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page