Bir Fincan Kahvenin Dünya Turu
- Muhammet Hami BİLGİN
- 3 saat önce
- 2 dakikada okunur

Şu an elinizde tuttuğunuz bir fincan kahve, size ulaşana kadar kıtaları aşmış, onlarca insanın emeğinden geçmiş ve adeta küçük bir dünya turu yapmış olabilir.
Şimdi ise bu uzun yolculuğun en başına dönelim. Her şey, dünya haritasında Kahve Kuşağı olarak bilinen o sıcak ve nemli ekvator bölgesinde başlıyor. Brezilya'nın devasa tarım arazilerini, Kolombiya'nın yüksek rakımlı tepelerini veya kahvenin anavatanı Etiyopya'nın bereketli topraklarını hayal edin. Bu üç ülke dünya kahve üretiminin yaklaşık %51'ini üretir; yani içtiğiniz her 2 bardak kahvenin bir tanesi bu muazzam topraklarda üretiliyor. Şu an kokusuyla sizi mest eden o kahve, aylar önce buralarda, dalında kızarmış küçük bir “kahve kirazı” olarak hayata gözlerini açtı.
Meyveden ayrılıp kurutulan bu yeşil çekirdekler, 60 kiloluk çuvallara doldurularak okyanusları aşmaya hazırlanıyor. Limanlar, gümrük kapıları ve karmaşık rotalar derken bu çekirdekler, kavrulmak ve akabinde bir sosyalleşme aracı olmak için dünyanın dört bir yanına dağılıyor. Dile kolay gelen bu yolculuk tüm ayrıntılarıyla bakıldığında kahvenin adeta küçük bir dünya turu yaptığını gösteriyor. Fakat bu kısa yolculuğumuz henüz bitmiş değil.
Yeşil çekirdekler hedef ülkelere ulaşıyor ve asıl olay burada başlıyor. Kokusuz ve renksiz olan bu çekirdekler, kavurma tesislerinde işlem görüyor. Bu işlemler neticesinde o bildiğimiz enfes kahve aromasına kavuşuyor. İşte ticarette “katma değer” dediğimiz olay tam burada devreye giriyor. Tarlada çuvalıyla çok daha ucuza satılan o hammadde; şık ambalajlara, küresel markaların logolarına ve en sonunda havalı kafelerdeki karton bardaklara girdiğinde değeri bir anda katlanıyor. Küçük bir dünya turu yapan, okyanusları ve dağları aşan o mütevazı meyve, artık milyar dolarlık bir endüstrinin vitrin ürününe dönüşmüş durumda.
Tabii olaya sadece para ve lojistik gözüyle bakmamak lazım, işin bir de devasa bir küresel perspektifi var. Bugün küreselleşmeyle birlikte toplumların birbirine nasıl görünmez iplerle bağlandığını görmek istiyorsak, en canlı örnek kesinlikle kahve. Çünkü kahve, sadece sabahları ayılmak için içtiğimiz sıradan bir üründen ziyade, başlı başına bir sosyal aktivite. Tam bu noktada ünlü sosyolog Anthony Giddens’ın çok güzel bir tespiti var. Giddens’a göre kahvenin sadece kafeinle açıklanamayacak, çok derin bir sosyolojik yönü bulunuyor. O bir içecekten ziyade, toplumsal etkinliklerimizin bir parçası ve simgesel bir değeri var. Yani bir arkadaşımızla “hadi bir kahve içelim” dediğimizde sadece bir sıvı tüketmiyoruz, aslında o kültürü yaşıyoruz. Hal böyle olunca da kahve; üretimiyle, tüketimiyle ve yarattığı bu kültürle dünyanın bir ucundaki çiftçiyi diğer ucundaki tüketiciye ekonomik ve politik olarak bağlayan devasa bir köprüye dönüşüyor.
Bir dahaki sefere en sevdiğiniz kafede oturup o kahveden ilk yudumu aldığınızda, aslında dünyayı dolaşmış koca bir hikayeyi içtiğinizi hatırlayın. O bardağın içinde binlerce kilometre uzaktaki bir çiftçinin emeği, haftalarca süren sessiz sedasız bir gemi yolculuğu ve tıkır tıkır işleyen devasa bir küresel ticaret ağı var.
.png)




Yorumlar