top of page

Kambur Değil, Bakışlar Eğri

  • Yazarın fotoğrafı: Seren YANAŞOĞLU
    Seren YANAŞOĞLU
  • 7 gün önce
  • 2 dakikada okunur

"Bana sorulsa bir gün, kamburunun düzelmesini mi istersin, yoksa tüm insanların kambur olmasını mı? diye, herkesi kambur görmek olurdu dileğim. Yerden yüksekliğimin bu gülünç santimleri yüzünden, yaşama da ölüme de sizlerden daha yakınım. Daha sonraları yerimi yadırgamamak için yükselme isteğini bir türlü anlayamam." İşte bu şekilde duygularını dile getirmişti Şule Gürbüz'ün 'Kambur'u.


Aslında bizi biz yapan şey farklılıklarımız değil midir? Toplumun bize dayattığı "ideal", fiziksel görünüm, asıl mesele burada başlıyor işte. Aşırı zayıf ama aynı zamanda kıvrımlı vücut hatları, selülitsiz, çatlaksız ve tamamen pürüzsüz bir ten, kadınlar için "norm" olarak kabul ediliyor. Sadece kadınlara değil aynı şekilde erkekler için de; üçgen vücut yapısı, belirgin kaslar, geniş omuzlar, uzun boy gibi fiziksel özellikler başarının anahtarı gibi sunuluyor. Bunlardan farklı fiziksel özellikler ise örneğin: Akne izleri, kilolu vücut yapısı, kırışıklıklar, beyaz saçlar ve birçoğu birer "kusur" olarak nitelendiriliyor. Peki bunun asıl sebebi nedir sizce? İşte tam da bu noktada aslında hepimizin bildiği insanları sürekli bir yetersizlik ve eksiklik duygusu içinde tutarak kendi işleyişini devam ettirmeye çalışan "tüketim ekonomisi ve kapitalist sistem" akıllara geliyor.


Bu sistem, bilerek ve isteyerek asla ulaşılmayacak sürekli değişen ve kusursuzlaştırılmış yapay standartlar üretir. Çünkü kendi bedeniyle barışık, kendini olduğu gibi kabul eden bir insan sistemi besleyecek bir tüketiciye dönüşmez. Bireyler aynaya baktıklarında kendilerini kusurlu, eksik hissettikçe bu sorunları gidermek için vadedilen kozmetik ürünlerine, estetik operasyonlarına bunun gibi birçok uygulamalara milyarlarca lira harcarlar. Yani tamamı ile ekonomik çıkarlar gözetilir.


Bunun yanı sıra toplum, idealize edilmiş kalıpları uymayan bireyleri "iradesiz", "tembel" ya da "bakımsız" olarak etiketleyerek bir hiyerarşi yaratır ve insanları bu kalıplara girmeye zorlar. Bu kalıplar yüzünden bireyler kendilerine yabancılaşarak kendi bedenini bir dost gibi değil de sürekli değişip dönüşmesi gereken bir mekanizma gibi algılar. Kendinde "kusur" olarak kodladığı bölgelerine odaklanır, böylelikle aslında dışarıdan fark edilmeyen veya çok az fark edilen fiziksel özelliklerini saplantı haline getirir. Kendini "çirkin" veya "canavarca" görebilir.


Tıpkı bizim Kambur'umuzun dediği gibi: "Bir şeylerin insan soyunun devamı olmak beni öyle sıkıyor ki..." Kendinden bu derece yabancılaşmış, sadece kamburu yüzünden ötekileştirilmiş bir insan nasıl hayata tutunabilir ki? Bu insan kendini nasıl değerli hissedebilir ki? Toplum olarak biraz da bunu düşünelim derim.

Yorumlar


bottom of page