Bin Kültür Bir Genetik
- Mehmet Ali TARAKCI

- 16 saat önce
- 5 dakikada okunur

Anadolu, bizim ismini koyduğumuz zamandan beridir Türk etkisini iliklerine kadar hissetmiş; tarih boyunca bir sürü kültüre, insana, uygarlığa ve tarihi olaya şahitlik etmiştir. Nice hükümdarlar ile nice yönetim ve disiplin politikalarına, nice halk anlayışlarına, nice dine "ana" olmuş tabir yerinde ise onunla iyi geçinen toplumlar tarihini "dolu" kılmıştır. Bu doluluk geçmişten günümüze dek gelmiştir. Peki gelmiş gelmesine ama nasıl ve nerede farkında olmadan tanıştık? Ne sağladı bunca milletin bu dolu hafızasıyla bugünlere ulaşmasını? Daha da ileri gidelim, bu milleti zor durumlardan çıkartıp her yol ayrımında tekrar daha güçlü bir araya getiren neydi? Bu yazıda gelin bunu görelim.
Şöyle biraz geçmişe çocukluğumuza dönelim. Mahallemizdeyiz -belki köyde, belki şehirde- çocuğuz; oynar, yorulur, acıkır, susarız, belki büyüklere yardım eder vakit geçiririz. Tanıdığımız bir kapıyı çalar "Trakyalı" dedikleri bir teyzenin kıymetli ellerinden bizlere hazırlanmış yemeği yeriz yada çoktan bize getirilmiş olanı yeriz. Akşam bi yere misafir olduk yada misafirliğe bize gelenler oldu.. Akrabalar, eş, dost.. Kısaca salon kalabalık, aklında içmek istediğin su hedefinse mutfak. Su almaya çalışırken sana yardım eden ablaya teşekkür edip sana öğretilen gereği suyunu içmek için oturdun suyunu içerken içeri giren ablanın ardından annen "Ne kadar hamarat ve çalışkan gelin dimi abla?" dedi, bunun üzerine teyzen "Nede olsa güneydoğumuzun insanı tabiki" diyerek annene cevap verdi sende suyunu bitirdin olanların şahitliğiyle içeri gittin. Ertesi gün 23 Nisanmış mesela. Haftalardır hazırlanılan günde şiirler okunuyor, oyunlar ve halk oyunları oynanıyor; tanıdığın tanımadığın herkes bayram havasında sizin az önce belkide kültürünüz olan oynadığınız horonu alkışlıyor. "Haydi efeler!" çağırısıyla beraber dört öğretmenin zeybeğe kalkıyorlar. İzleyenlerin devam eden coşkusuyla yeni başkent olmuş Ankara havasını çağrıştıran bir bozkır havasıyla kapanış konuşmasına geldin, okur olarak unutma ki buraya kadarki yazdığım her şey değişebilir daha sonrakiler bir ecdadın bugün ki Türkiye'ye mirasıdır. Öğretmenin Gazi Mustafa Kemal'in Gençliğe Hitabesiyle başladığı konuşma sonunda "...Muhaciri, Kürdü, Manavı, Türkü, Yörüğü, Laz'ı, Çerkez'i, Gürcü'sü, Arabıyla ülkemiz Türkiye; milletimiz Türk'tür. Ne mutlu Türküm Diyene!" dediğini duydun. Ne çok insan çeşidi oluştu bir anda kafanda ve yazının başındaki sorulara bir yenisi daha eklendi. "Bunca çeşit insan bunca yıl nasıl bir arada kalmış ve bir bütün oluşturmuş?".
Çocukluğumuza giderek başladığımız bu yolculuğa daha bilgi odaklı ve daha da geçmişe giderek bu farklılıkların günümüzde nasıl var olduğuna bir bakalım. Henüz daha Metehan zamanında bir bayrak altında toplanıp toplu hareket eden Türk boyları halk bütünlüğü ve korumacılığı ile hareket etmiştir. Onca farklı Türk boyu olmasına rağmen birçok kez birlik sağlanmış daha o zamanlarda bu stratejik kültür kazanılmıştır. Yine bazı sorunlara müteakip gerçekleşen kavimler göçünde tüm boylar olmasa da ve yine aynı yöne olmasa da çoğunluk boy ile göç edilmiş tarihe geçecek geçecek bir sürecin, bir çağın başlangıcı olmuştur. Devamı niteliğinde olarak her şeyin ardından kurulan devletlerde yeni göç eden farklı boylar dışarıda tutulmamış bu kültürle iskan benzeri politikalar ile devlet toprakları üzerinde onlara da sahip çıkılmış ve kontrol etmeleri için toprak dahi verilmiştir.
Anadolu'ya gelindiğinde Bizans ile mücadelelerle yeni kazanımlar elde edilmiş Büyük Selçuklu ile başlayan Anadolu süreci ve Anadolu'nun bu stratejik kültürle kavrulması günümüze kadar gelmiştir. İslam'a geçişimizle bu genetik devlet stratejimiz güç kazanmış "kızıl elma" ülkümüz yerini "gaza ve cihat" anlayışına bırakmıştır. Artık İslamiyet'ten aldığımız sadece Türkler ile sınırlı kalmayan bu kardeşlik anlayışı yani "Müslümanlık" Türk boylarını farklı milletlerle yakınlaştırmış, Anadolu'daki hükümranlığının başından itibaren bu özelliklerini diğer tüm Anadolu milletlerinede aşılamışlardır. Farklı boyların her şeye rağmen birlikte kalması ile ilgili en güzel örneği 1. Kılıç Arslan ve Danişment Gazi arasında 1079 yılında geçmiştir. Malatya'yı paylaşamayıp şehri almak için yola çıkan 1.Kılıç Arslan ve sonunda karşı karşıya gelen ordular, Danişmend Gazi ve 1. Kılıç Arslan önderliğinde tam vuruşacakları sıralarda; bu iki Türk beyi Bizans'ın Haçlı Kuvvetlerinin Anadolu'ya geleceği haberini alınca o anda savaşı bırakır ve kuvvetlerini birleştirerek Haçlı ordusunu Eskişehir önlerinde karşılarlar. Her ne kadar Haçlı kuvvetlerine karşı geri çekilmek zorunda kalsalar da bu stratejinin kutsallığını hangi durumda olunursa olunsun değiştirilemeyeceğini çok iyi ifade eden bir örnektir. Yine bu konuya birçok örnek olduğu gibi diğer örneklere geçmeden Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Selçukluların hoşgörü politikaları, halka zorlama, baskı yapmamaları, insan ayırt etmeksizin adalet aramaları, din özgürlüğü, yaşam biçimi özgürlüğü ve halka yerel asayişte görev vermeleri bu stratejinin "Türk Anadolu" kimliğinin altında diğer milletlerin bu kültürle kavrulup var olmasının yine en belirgin örneklerindendir.
Milletimiz sadece bu örneklerle sınırlı kalmamış Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük destanlarından Çanakkale Zaferi gibi Cumhuriyet öncesi son savaşına kadar bu özelliğini korumuştur. Çanakkale'de Anadolu ve Rumeli Türkleri, Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar ve hatta gayri Müslimlerle Türklerin öncesinde hüküm sürdüğü topraklardan, sınır dışından gönüllü gelen diğer milletler dahi omuz omuza düşmana korkusuzca göğüs germiştir, ayrıyeten bu bahsettiğim örnek sadece Anadolu'yla sınırlı kalmayan bu genetiğin daha öncesinde enjekte edilen coğrafyalarda dahi devam ettiğinin ve İslam'la birleşmiş olarak var olduğunun argümanıdır. Cumhuriyet kurulurken ise yine bu denli bu binlerce yıllık devlet stratejisini geninde tutan halk Tekâlif-i Milliye Emirleri için elinden geleni ardına koymamış, etrafını ateş çemberi sarmış topraklarda Kuvayı Milliye ile toprağını korumayı başarmış ve düzenli orduyla düşmanı püskürtmüştür.
Bu okuduklarınızdan sonra ne kadar oturaklı bir yapı, bir strateji, bir bölünmezlik, bir sistem veya kültür olduğunu oldukça yansıttık, peki mükemmel bir genetik mi? Tabi ki değil her oluşun, varoluşun veya sistemin bir boşluğu vardır muhakkak. Peki bu genetiğinki nedir? Bu sorunun cevabı bize renk olan, bize bu sistemi var eden, kendi cevabını verendir yani "çok çeşitliliktir". Halk olarak, bu yazdığım satırların öncesinde verdiğim örnekteki gibi Danişmend Gazi ve 1. Kılıç Arslan arasında geçen Malatya anlaşmazlığı gibi tarihimizde çok defa kendi içimizde karşı karşıya geldik ve hala yer yer gelmekteyiz. Ancak bunlar önceki çağlardaki kadar kendi içerisinde dışardan müdahale olmadıkça büyümemiş ve çözülmesi gereken bir zorunlu sorunmuş gibi asla milletimizin önüne çıkmamıştır.
İmparatorluktan Cumhuriyete geçmiş olan devletimizin bu çok çeşitli, uluslu yapısını kullanarak dünya güçleri birçok kez milletimizi ayırmaya çalışmış düzenimize tabiri yerindeyse çomak sokmaya çalışmıştır. Elbetteki buna sadece bu yıllarda değil tarih boyunca maruz kalmış bir geçmişe sahibiz. Söz konusu özgürlüğümüz veya üzerimize dış bir gücün yürümesi baskı yapması olunca ve halk bunun bilincinde ise elde olan imkanın tümüyle düşmanın kim olduğuna bakılmaksızın, dünya tarafından işgalci, haksız dahi görülsek dünyayı karşımıza alıp halkımızdan gördüğümüz her ferdimiz için savaşmasını bilmiş deniz aşırı Kıbrıs Adasınada asker çıkarmışızdır.
Yine bu binlerce yıllık millet genetiğimizin sonucu olarak içimize hain dahi sokularak devletin içine dev bir örümcek ağı gibi kontrol mekanizması kurup devleti bölmeye çalışanlara da milyonlarca can sokağa dökülerek gerek askere gerek kurşuna gerek dev savaş araçlarına da kafa tutmuşuzdur ve bu millet genetiğimizin, inancımızın her kuvvetten daha üstün olduğunu bir kez daha dünyaya göstermişizdir. Yani çocukluğumuza giderek başladığımız kısmın sonunda sorduğum sorunun cevabını iyi analiz edemeyen dünya güçleri her geçen gün biraz daha bu soru işaretinden kendilerine düşen payı almaktadırlar. Tabiki daha önce yazıya döktüğüm gibi "eğer halk her şeyin bilincindeyse".
Özetleyerek yazıyı sonlandırmak gerekirse Hun ve Göktürk devletlerimizin yıkılışlarındaki sebepler gibi kendi içimizde karşı karşıya getirilerek, gerek sağ-sol, diye bölerek, gerek bizi başka kültürlere özendirerek, gerek fiilen olmayan sorunları varmış gibi göstererek yada geçmişteki yeryer tarih kitaplarında bile dile getirilmeyen sorunları günümüzde dile getirerek milletimizi birbirine düşman etmeye etmeye çalıştılar, çalışıyorlar, hali hazırda çalışacaklar ancak bu genetiğimiz ve bilincimiz sayesinde çok çeşitte, çok özellikli, kendi içinde farkları olan sayılamayacak kadar güzellikle dolu bir millet olarak var olduk ve var kaldık. En sonunda tarih öyle gösteriyor ki yine bu genetik bilincimizle bunca çeşit kültür olarak bir kalmaya devam edeceğiz.
.png)




Yorumlar