Şam’da Yeni Dönem ve Paris’in Öncü Kumarı
- Mehmet Sait ÇADIRCI

- 12 dakika önce
- 3 dakikada okunur

ŞAM’DA YENİ ENTEGRASYON VE ANKARA’NIN JEOPOLİTİK PROJEKSİYONU
Macron’un Suriye Ziyareti ve Değişen Güvenlik Paradigması
Post-Esad Döneminde İlk Hamle Avantajı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 6-7 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği tarihi Şam ziyareti, 2024 yılı sonunda Esad rejiminin devrilmesinin ardından Batı dünyasından Suriye’ye devlet başkanı düzeyinde yapılan ilk kurumsal hamle olarak kayıtlara geçmiştir. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni geçiş yönetiminin uluslararası meşruiyet arayışına Paris’in verdiği bu erken ve proaktif yanıt, salt bir diplomatik jestin ötesinde anlamlar taşımaktadır. Ziyaret esnasında Şam’da patlayan iki el yapımı bombanın yarattığı güvenlik krizine rağmen Macron’un temaslarını kesmemesi ve hemen ardından Ankara’daki kritik NATO Zirvesi’ne geçmesi, Paris’in Akdeniz-Suriye hattında açmaya çalıştığı yeni jeopolitik parantezin büyüklüğünü göstermektedir. Bu analiz, Fransa’nın "Yeniden İnşa" başlığı altında gizlediği ekonomik iştahı ve bu hamlenin Türkiye’nin milli güvenlik doktrini üzerindeki doğrudan etkilerini rasyonel bir çerçevede ele almaktadır.
''Yeniden İnşa" Kıskacında Ekonomik Diplomasi
Macron Şam’a sadece devlet bürokrasisiyle değil, Fransa’nın küresel ölçekteki dev şirketleriyle adeta bir çıkarma yaptı. Enerji devi TotalEnergies ve lojistik/deniz taşımacılığı tekel konumundaki CMA CGM gibi aktörlerin CEO'larının Suriye-Fransa Ekonomik Forumu’nda başköşede yer alması, Paris’in öncelikli motivasyonunu açıkça ortaya koymaktadır.
Pazar ve Altyapı Paylaşımı: On yılı aşkın süren iç savaşın ardından adeta küllerinden doğmayı bekleyen Suriye, yüz milyarlarca dolarlık devasa bir "yeniden inşa şantiyesi" anlamına gelmektedir. Rusya ve İran’ın askeri ve ekonomik olarak eski nüfuz alanlarından çekilmek zorunda kaldığı bu yeni denklemde Fransa; enerji hatları, liman işletmeciliği, bankacılık ve lojistik ihalelerinde aslan payını kaparak bölge ekonomisinde tekel kurmayı amaçlamaktadır.
Meşruiyet Karşılığı İmtiyaz: Geçiş dönemi hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın en büyük ihtiyacı uluslararası meşruiyet ve Batı yaptırımlarının (özellikle Sezar Yasası benzeri engellerin) esnetilmesidir. Fransa, yeni yönetime "uluslararası meşruiyet kapısını aralama" vaadinde bulunurken, bunun faturasını Fransız sermayesine tanınacak stratejik imtiyazlarla tahsil etmektedir.
Ankara’nın Radarı, Kürt Kartı ve Sınır Güvenliği
Fransa’nın Şam’da kurmaya çalıştığı bu yeni nüfuz alanı, doğrudan Türkiye’nin güney sınır hatlarını, askeri kazanımlarını ve bölgeye yönelik makro stratejisini etkileyecek dinamiklere sahiptir.
Realpolitik ve Saf Değişimi (Kürt Kartı): Fransa, yakın geçmişe kadar Suriye’nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı Kürt grupların (SDF/YPG) Batı dünyasındaki en büyük siyasi ve askeri hamilerinden biriydi. Ancak Macron’un Şam’da yeni hükümeti "Suriye’nin üniter yapısının tek meşru temsilcisi" olarak tanıma eğilimi göstermesi, Paris’in sahada çok sert bir pragmatik eksen kayması yaşadığını tescillemektedir. Bu durum, büyük güçlerin bölgesel çıkarlar söz konusu olduğunda eski ve vekil (proxy) ortaklarını nasıl hızla gözden çıkarabileceğinin net bir kanıtıdır. Fransa, Şam ile yapacağı milyarlarca dolarlık ticari anlaşmalar uğruna kuzeydeki Kürt yapıları Şam’ın egemenlik alanına terk etmeye hazırdır.
Ankara Teması ve NATO Dengesi: Macron’un Şam temaslarının hemen ardından Ankara’daki NATO Zirvesi’ne geçmesi, sürecin Türkiye ayağının ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmakla birlikte; sınır güvenliğini tam olarak tahkim etmek, terör koridorunu engellemek ve mültecilerin güvenli dönüşünü sağlamak adına sahada askeri bir ağırlığa sahiptir. Fransa’nın Şam üzerinde tek taraflı bir "koruyucu/hami" rolüne soyunması, Ankara’nın sahadaki manevra alanını ve Suriye merkezi hükümetiyle yürütebileceği doğrudan/dolaylı müzakerelerin dengesini etkileyecektir. Ankara, Paris’in bu hamlesini hem bir risk hem de kuzeydeki ayrılıkçı yapıların Şam eliyle tasfiye edilmesi açısından bir fırsat olarak okuyabilecek stratejik esnekliğe sahiptir.
Emmanuel Macron’un Şam ziyareti, Suriye sathında ideolojik kamplaşmalar döneminin kapandığını, yerine tamamen çıkara ve ekonomik nüfuza dayalı pragmatik bir "Yeni Ortadoğu" düzeninin başladığını ilan etmiştir. Fransa, yıkılmış bir ülkeden finansal imtiyazlar devşirmek adına jeopolitik safları altüst ederken; Türkiye, güney sınır kuşağındaki askeri kazanımlarını tahkim etmek ve masadaki hayati önceliklerini korumak için esnek ama kararlı bir kont-strateji yürütmelidir. Paris’in ekonomik hamleleri, Ankara’nın sahadaki askeri gerçekliği ve sınır hakimiyetiyle dengelenmeli; Suriye’nin geleceğinin deniz aşırı başkentlerde değil, doğrudan bölge aktörlerinin rasyonel uzlaşısıyla şekilleneceği masada gösterilmelidir. Ez cümle Suriye’de kalıcı barışın ve istikrarın anahtarı Paris’in koridorlarında değil, Ankara’nın stratejik iradesindedir.
.png)




Yorumlar