Türkiye Ekonomisinin 2022-2025 Dönemi Analizi ve Gelecek Vizyonu
- Muhammed Hami BİLGİN

- 1 gün önce
- 5 dakikada okunur

Uluslararası Para Fonu (IMF) 2026 yılı verilerine göre Türkiye, 1.64 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük 16. nominal ekonomisi konumundadır. Satınalma Gücü Paritesi (SGP) baz alındığında ise 4.03 trilyon dolarlık hacimle küresel sıralamada 11. basamakta yer almaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve temel ekonomi hedefleri doğrultusunda; Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir ekonomik merkez olmaktan çıkarılıp küresel bir güç merkezine dönüştürülmesi ve mevcut 16. sıradan dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına yükseltilmesi amaçlanmaktadır.
Birinci Dönem: 2022-2023 Büyüme ve Enflasyon Sarmalı
2022 yılına baktığımızda Türkiye ekonomisi büyümeye devam etse de bu büyüme istikrarsız bir grafik çizmiştir. Ekonomi birinci çeyrekte %7.5, ikinci çeyreğinde %7.7 büyürken; üçüncü çeyrekte bu oran %3.9’a düşerek yavaşlama sinyalleri vermiştir.
Hepimizin çok iyi hatırladığı gibi, yıla damgasını vuran asıl olay enflasyondu. Hem dünyada hem de Türkiye’de 2022 yılına ekonomik olarak enflasyon damga vurmuştur. Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde enflasyon oranları %7 ile %10 seviyelerine kadar yükselmiştir. Bize düşük gibi görünen bu oranlar, küresel pencereden bakıldığında aslında ne kadar kötü bir tablo olduğunu gösteriyor. Çünkü küresel ekonomi uzun yıllardır böyle bir fiyat artışı görmediği için, gelişmiş ülkeler %7-8 gibi enflasyon rakamlarıyla karşılaştıklarında kelimenin tam anlamıyla paniklemiş ve enflasyona karşı sert tedbirler alma yoluna gitmişlerdir.
Aynı dönemde Türkiye’de ise enflasyon hızlı bir şekilde artarak %85.51 ile zirveyi gördü ve 2022 yılını %64.27 ile kapattı. 2022 yılına neden "enflasyon yılı" dediğimizi daha rahat anlamak için 2021 yılına bakmamız yeterli olacaktır. 2021 yılının büyük bir kısmı %20’lerin altında seyreden ve o yılı %36 seviyelerinde tamamlayan bir enflasyonumuz varken, sadece aylar içinde bu sayıların %85'lere tırmanması, yaşadığımız ekonomik sarsıntının ne kadar sert olduğunun en net kanıtıydı.
Sonuç olarak 2022 yılı, Türkiye için bir büyüme ve enflasyon yılıydı. OECD verileri de gösteriyor ki; enflasyon rekor düzeylerde seyredip alım gücünü zorlamasına rağmen, Türkiye ekonomisi tüketim odaklı politikalarla büyümeye devam etmiştir. Ancak bu büyüme, maalesef ardında büyük bir enflasyon yükü ve dış dengesizlikler bıraktığı için, Türk ekonomisinin o dönem aslında ne kadar istikrarsız bir zeminde yürüdüğünü net bir şekilde kanıtlıyor.
2023 Yılı ve Depremin Ekonomik Faturası
2023 yılına baktığımızda, 2022’ye göre nispeten daha dengeli bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ekonomik büyüme tempomuz sürdü, nominal GDP rekor tazeledi ve en büyük baş ağrımız olan enflasyon, zirveden yavaş da olsa gerilemeye başladı. İşsizlik oranlarında da hafif bir iyileşme gördük. Özetle, genel tabloya baktığımızda 2023'ün, 2022’ye kıyasla marjinal düzeyde de olsa daha iyi bir pozisyonda olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak bu genel tablo, uzaktan bakıldığında iyi görünse de, yakınlaştırdığımızda ciddi sancılarla karşılaşıyoruz. Hiç şüphesiz bu sıkıntıların merkezinde, Şubat 2023’te yaşadığımız Kahramanmaraş depremleri yer alıyor. Büyük bir yıkıma yol açan bu felaket, 50.000’den fazla can kaybına ve milyonlarca vatandaşımızın hayatının altüst olmasına neden oldu. Doğal olarak ekonomimiz de bu büyük travmadan payını aldı. Yeniden inşa süreci, ekonomimiz üzerinde bir yük oluştururken, verilere göre depremin yarattığı hasarı gidermenin toplam maliyeti 81,5 milyar dolar olarak tahmin edildi.
Seçim Ekonomisi ve Rasyonel Zemine Dönüş
2023 yılında ekonomiyi şekillendiren en önemli faktörlerden biri şüphesiz Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriydi. Seçim öncesi ekonomiye baktığımızda hükümet büyümeyi destekleyen politikalar uyguladı. Politika faizi %8,5 seviyesinde sabit tutulurken, kredilere erişim kolaylaştırıldı. Düşük faiz ortamı bankaların daha uygun şartlarda kredi vermesini sağladı; bu da konut, ticaret ve ihtiyaç kredilerine ulaşımı hızlandırdı.
Seçim yılı olması sebebiyle kamu harcamalarında da ciddi bir artış yaşandı. Maaş zamları, sosyal yardımlar, yatırım bütçeleri ve depremin yaralarını sarmak için yapılan harcamalar tüketimi artırdı. Ancak bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olarak enflasyon üzerinde yeni bir baskı oluştu. Ayrıca EYT düzenlemesinin yürürlüğe girmesi de ekonominin genel dengelerini etkileyen bir diğer önemli başlık oldu.
Seçim sonrası ise Türkiye ekonomisinde oldukça keskin bir politika değişikliğine gidildi. Yeni ekonomi yönetiminin temel amacı; enflasyonu kontrol altına almak, döviz piyasasına istikrar kazandırmak ve uluslararası yatırımcılar için güvenli bir zemin oluşturmaktı. Bu doğrultuda, Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine Nurettin Nebati’nin yerine 4 Haziran 2023’te Mehmet Şimşek getirildi. Merkez Bankası’nda ise Şahap Kavcıoğlu’nun yerine Hafize Gaye Erkan atanarak kurumun ilk kadın başkanı oldu.
Sürecin en önemli değişikliği ise faiz oranlarında yaşandı. Seçimlerin hemen ardından Merkez Bankası sıkı para politikasına geçiş yaptı. %8,5 seviyesindeki politika faizi, yıl sonuna gelindiğinde kademeli olarak %42,5’e kadar yükseltildi. Bu radikal artışın hedefi; düşük faiz politikasının tırmandırdığı enflasyonu frenlemek, Türk lirasını güçlendirmek ve ekonomide yeniden istikrar sağlamaktı. 2023, aslında Türkiye ekonomisi için iki farklı politikanın uygulandığı bir yıldı. Yılın ilk 5 ayında oldukça genişlemeci, bol düzenlemeli ve kontrollü bir ekonomi politikası izlendi. Yılın ikinci yarısında ise ekonomi yönetimi değişti ve sıkı para politikalarına doğru kademeli bir geçiş başladı.
2024: Ekonomik Dengelenme
2024 yılı Türkiye için bir dengelenme yılı oldu. Bir önceki yıla kıyasla enflasyonda belirgin bir düşüş izlendi, fakat aynı zamanda büyüme hızı da yavaşladı. İç talep soğudu; yüksek faizin etkisiyle yatırım ve tüketim frenlendi. Bir önceki yıl yaşanan deprem ve seçim harcamalarına rağmen %4.5 büyüme kaydedilmişti ancak bu oran 2024 yılında %3.2 olarak gerçekleşti. Kıyas yapıldığında büyüme hızı 1.3 puan yavaşladı. Yılın ilk çeyreğine baktığımızda %5.3’lük büyüme ile başlasa da ikinci ve üçüncü çeyreklerde sırasıyla %2.4 ve %2.1’e gerileyerek bu yavaşlama yılın geneline yayıldı. Son çeyrekte ise tekrar %3 seviyesine yükseldi. Kısaca 2024’te ekonomi daha dengeli ama nispeten daha soğuk bir seyir izledi.
İç talepteki bu soğumanın temel nedeni Merkez Bankası'nın uyguladığı sıkı para politikasıydı. Mart ayında politika faizi %50’ye çıkarıldı ve yıl boyunca bu seviyede sabit tutuldu. Yıl ortasında %75 ile zirve yapan enflasyon, bu adımlar sayesinde yılı %44 seviyesinde kapattı. Büyümeden taviz verilerek sağlanan bu ekonomik dengelenme, uluslararası alanda da olumlu karşılık buldu. Bu süreçte Türkiye, FATF 'Gri Liste'sinden çıkarken uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından da peş peşe not artışları aldı.
2025: İstikrara Geçiş ve Toparlanma
2025 yılı, Türkiye için istikrara geçiş yılı oldu. Önceki yıllardaki yüksek enflasyonun ve uygulanan sıkı para politikasının gölgesinde ılımlı bir büyüme süreci yaşandı. GSYH, büyüme ve işsizlik gibi temel göstergeler genel olarak olumlu bir seyir izledi. Enflasyondaki düşüş hedeflenen seviyelere tam ulaşılamasa da, kayda değer bir gerileme görüldü. 2024 yılı sonunda %44 olan enflasyon, 2025 yılı boyunca düzenli bir düşüş göstererek kasım ayı itibarıyla %31.07’ye kadar indi.
Kısacası, 2023 seçimleri sonrası geçilen sıkı para politikası enflasyonu tamamen bitirmese de ciddi bir düşüş sağladı. Ekonomist Mahfi Eğilmez’in de belirttiği gibi; 2021-2023 yılları arasındaki yanlış politikaların bozduğu ekonominin toparlanması ancak 2025’te gerçekleşebildi. 2024 yılı için bahsettiğimiz 'dengelenme' süreci, 2025 boyunca da aynı çizgide devam etti. Sonuç olarak kağıt üzerinde istikrar sağlanmış olsa da, enflasyon hala yüksek seviyelerini korudu ve büyüme, Türkiye'nin potansiyel büyüme oranının altında kaldı.
Sonuç: 2026 Hedeflerine Doğru
Tüm bu süreç değerlendirildiğinde ; 2022'de yaşanan yüksek enflasyon ve dengesiz büyüme sürecinden, 2023 yılındaki rasyonel politikalara geçiş, Türkiye ekonomisi için önemli bir toparlanma dönemi olmuştur. Yüksek faiz ortamı ve iç piyasadaki daralma kısa vadede büyümeden taviz verilmesine neden olsa da, bu durum bozulan dengeleri düzeltmek için başvurulan temel bir iktisadi tercihti. Uygulanan sıkı para politikaları sayesinde enflasyonda düşüş sağlanmış ve ekonomi daha istikrarlı bir zemine oturmaya başlamıştır. Tüm bu zorlu süreç, Türkiye'nin yazının en başında belirtilen "dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girme" hedefine ulaşabilmesi doğrultusunda atılan makroekonomik adımlar olarak değerlendirilmektedir.
.png)


Yorumlar