top of page

Sosyal Medya ve "Sharenting" Kıskacında Çocuğun Üstün Yararı

  • Selin GÖKTÜRK
  • 4 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Yetişkinler dijital mahremiyetlerine kendileri yön verirken çocukların bu sürece dahil edilmesi etik bir sorun haline gelir. Günümüz sosyal medya ve teknoloji çağında birçok insan hayatının her anını, neredeyse bütün özel bilgilerini ve aynı zamanda yakınlarının da özel hayatını binlerce kişinin gözlerinin önüne serecek şekilde sosyal medyada paylaşıyor. Bu insanların birer yetişkin olduğunu varsayarsak asıl öznemizin çocuk olduğunu söyleyebilirim. Ebeveynler velayet hakkı kapsamında çocuğun dijital mahremiyeti ve kendi kimliğini kurgulama hakkı ile çatıştığında; hukuk çocuğun üstün yararı gereği ebeveynin bu hakkını sınırlandırmalıdır.


Çocuk ağladığı bir anın, günlük rutininin ve yaşadığı diğer özel anların binlerce hatta milyonlarca insanın tek tıkla erişebileceğini kavrayacak yaşta değildir. Çocuk ileride bu görüntülerden rahatsızlık duyabilir ve bu da kişiliğin korunması hakkını zedeler diyebiliriz. Asıl unutulmaması gereken en önemli nokta çocuğun özne yani bağımsız bir birey olduğu gerçeğidir.



SHARENTİNG VE DİJİTAL MAHREMİYET PROBLEMİ

Sharenting sadece mahremiyet sorunu değil aynı zamanda fiziksel bir güvenlik sorunudur. Paylaşılan konumlar, okul formaları ve günlük rutinler ve hatta hiç fark edilmeden paylaşılan birçok kişisel bilgiler vardır. Bunlar çocuğu dijital zorbalık, kimlik hırsızlığı ya da daha ağır suçların hedefi haline getirebilir. Hukukta üstün yarar çocuğun hem maddi hem de manevi açıdan korunması sorumluluğunu velayet hakkına sahip anne babaya veya vesayet hakkına sahip vasiye yükler.


Aynı zamanda çocuğun kimlik gelişimi bu süreç yüzünden zarar görebilir. Çocuklar ergenlik döneminde kendilerini keşfetmeye çalışırken çoktan dijital dünyada onlar adına bir kimlik bulunmuş oluyor. Bu durum ileride anne-baba ve çocuk arasındaki güven bağına zarar verebilir. Hatta direkt olarak ebeveyn çocuk çatışmasının temelini oluşturabilir.


Bunlar dijital dünyada özne olmanın zorluğu ve velayet hakkını kullanan ebeveynlerin çocuğun dijital mahremiyetini göz ardı etmesinin olumsuz etkisi olabilir. Günümüz teknoloji çağında özellikle çocuklar daha çok korunması gerekirken bir birey oluşu görülmeyip ne yazık ki bir paradoksa sürükleniyorlar.


Çocuğu paradoksa sürükleyen ne yazık ki sadece velayet sahibi anne-baba değildir. Aralarında güven ve otorite ilişkisi bulunan öğretmendir. Kendi kişisel çıkarları doğrultusunda öğretmen çocukların özel alanını ihlal etme cüretini ne yazık ki kendinde buluyor. Çocuğu içerik öznesi haline getirdikleri bu durumdan dolayı kişisel yarar (beğeni/izlenme) sağlıyorlar.

Sırf bu kişisel yarar için özellikle yardıma ihtiyaç duyan çocuğu kullanmaktan geri durmayıp üstüne ne kadar iyi bir iş yaptıklarını iddia eder edasıyla paylaşıyorlar.

Belki bazı durumlarda bu durum çocuğa yarar sağlayıp mağduriyetini giderse de bu yolun doğru olduğu anlamını kesinlikte taşımıyor. Gelecekteki saygınlığı korunması gereken çocuk içerik malzemesi haline çoktan gelmiş oluyor.

Eğitimci tarafından yazdığı bir mektup, çizdiği bir resim veyahut paylaştığı kişisel durumlar akşam internette ‘ bugün çok duygulandım’ notuyla paylaşıldığında çocuk için koşulsuz kabul ve güven yerle bir oluyor. Bu sebepten sadece öğrenciler için değil öğretmenler için de sosyal medya kullanma etik değerler protokolü oluşturulması gerekir.


Çocuk büyüdüğünde bebeklikte paylaşılan belki kendini küçük düşürücü (örneğin banyoda çekilen görüntüler veya ağlarken ya da sinirliyken) görüntüleri sildirmek isteyebilir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) gereği çocuğun verileri özeldir ve sorumlu tarafından çocuğun üstün yararı gözetilerek hareket edilmesi ve korunması gerekir. Zaten yukarıda saydığım birçok sebepten ötürü mağduriyet yaşayan, sosyal medya ve sharenting kıskacına takılan çocuğu bizler anlamalı ve korumalıyız.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page