top of page

Perde Açılır, Vicdan Kapanır

  • Yazarın fotoğrafı: Nuran Şevval ANTEPLİ
    Nuran Şevval ANTEPLİ
  • 16 Nis
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 18 Nis



Bir zamanlar başkasının acısı karşısında durup düşünmek, içten bir rahatsızlık hissetmek insan olmanın en temel yanlarından biriydi. Şimdi ise aynı acılar, hızla tüketilen görüntüler gibi gelip geçiyor; kimse uzun süre bakmak, hissetmek ya da sorumluluk almak istemiyor. Sessizlik, bir kaçış yolu gibi görülüyor ve bu kaçış tekrar ettikçe alışkanlığa dönüşüyor. En sonunda ise insanlar, sadece kendi hayatlarının sınırları içinde var olmayı yeterli sanarak, dışarıda olup bitenlere karşı giderek daha da körleşiyor.


MÖ 2700'lü yıllarda Sümer ve Elam uygarlığı arasında ilk savaşların ortaya çıktığı bilinmektedir. Aradan geçen yüzyıllara rağmen farklı devletler ve farklı amaçlar uğruna savaşlar hâlâ devam ediyor. Bu savaşlardan biri de İslam coğrafyasının kanayan yarası Gazze...


Milyonlarca insanın sırf kendi ülkesini korumaya çalıştığı için katledildiği bir çağda yaşıyoruz. Yaşanılan acıları anlıyoruz diyebilmek bu acıları bizzat yaşayan insanlara çok büyük haksızlık etmek olur. Elimizden geldiğince, vicdanımız yettiğince anlamaya çalışıyoruz.


Çünkü yaşanılan bir acıya sessiz kalmak, bu acıyı mesrulaştırmaktır aynı zamanda. Çünkü bir toplum en çok neye susarsa onunla sınanır.


Gün geçtikçe, yaşananların ağırlığı değil, onlara karşı verdiğimiz tepkisizlik büyüyor sanki. İnsanlar artık olup biteni değiştiremeyeceklerine inanmanın konforuna sığınıp susmayı seçiyor; bu suskunluk ise zamanla bir kabullenişe dönüşüyor. Oysa her görmezden gelinen an, biraz daha eksiltiyor insanın içindeki merhameti ve vicdanı. Ve böylece toplum, farkına varmadan, hissetmeden yaşayan kalabalıkların toplamına dönüşüyor. Duyarsızlık, bir tercih olmaktan çıkıp gündelik hayatın sıradan bir parçasına dönüşüyor. Ve belki de en ürkütücü olan, bu sessizliğin giderek normalleşmesi, hatta fark edilmeden kabullenilmesi.


Fransız tiyatro yazarı ve oyuncusu Molière'nin sahnesinde de benzer bir sessizlik yankılanır. Gülünmesi gereken yerde sessizlik, eleştirilmesi gereken yerde kayıtsızlık hâkimdir. Molière son yazdığı "Hastalık Hastası" oyununu oynarken sahnede kan kusmaya başlar ve yere yığılır. Herkes bunu oyunun bir parçası zannederek ayakta alkışlamaya başlar. Molière ölüme alkışlar içinde gider. Aynı gece saat 22.00'de veremden ölür.


Søren Kierkegaard "Meseller" kitabında şöyle der: "Sanırım dünyanın sonu, her şeyin bir şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek."


Savaşlar, açlıklar, salgınlar, ölümler, katledilen hayvanlar. Yanan bir dünya, kan kusan bir doğa...


Ve bir tiyatro gibi sanki olup bitenden habersiz seyreden biz insanlar...

Yorumlar


bottom of page