Türkistan’da Çok Yönlü Dış Politika ve Pragmatik Egemenlik: Kıbrıs Meselesi Örneği
- Kutay AKEKMEKCİ

- 7 gün önce
- 6 dakikada okunur

GİRİŞ
Türk Dünyası ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerde, Nisan 2025’te yaşanan gelişmelerle birlikte yeni ve karmaşık bir jeopolitik evreye girilmişti. Türkistan coğrafyasındaki Türk Cumhuriyetlerinin (Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan) Avrupa Birliği (AB) ile imzaladıkları yatırım anlaşmaları kapsamında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanımaları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) tanımayacaklarını beyan etmeleri, bölgedeki dış politika dinamiklerini değiştirmese de anlayış olarak bizlere sunar.
Bu durum, Türk dünyası içinde "ortak dış politika" arayışlarının sınırlarını ve reel politik zorunlulukların ideolojik beklentilerle çatışmasını gözler önüne seren bir durumu teşkil etmişti. Siyasi çehre olarak bu yaklaşımı incelemek öncesi ve sonrası olan, “Neden böyle bir karar alındı?” diye soracağımız bir konudur.
Türkistan Cumhuriyetlerinin Devlet Yapısı ve "Pragmatik Egemenlik" Perspektifi
Pragmatizm faydaya bakar. Devletlerin diğer devletlerle olan bağlarından ziyade kendi çıkarları her zaman öncelikli olmalı. Hiçbir devlet kendi zararını düşünemez; düşünürse o devleti oluşturan bir halk olmaz. Bu bağlamda Türk devletlerinin devlet yapısı, 1991'de Sovyetler Birliği'nden ayrılmalarından bu yana egemenliğin korunması ve ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesine dayalı bir yapı üzerine kurulmuştur. Bu devletlerin dış politikada aldıkları konumlara bakıldığında, ideolojik bağlılıklar yerine mantıklı ve yarar odaklı bir gerçekçi politika yaklaşımı görülmektedir.
Kazakistan ve Özbekistan, bağımsızlıklarını korumak ve güçlendirmek için hızla ilerlemeye devam ediyor. Ama çelişkili durumlara ve çöküntüye yol açabilecek büyük sorunlara karşı çıkmak zorunda kalındığı da inkâr edilemez. Çin'in bir yandan, diğer yandan da Rusya'nın baskısı, Kazakistan'ı bazen çok zor bir durumda bırakıyor. Buna ek olarak KKTC'nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci olarak üye olmasına AB'nin gösterdiği tepki ve baskı da durumu Kazakistan için daha da zorlaştırdı. Kazakistan'ın her konuda tamamen bağımsız hareket edebilmesi, nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan Rusların varlığı nedeniyle pek de kolay olmuyor. AB, Rusya ve Çin ile olan ekonomik ilişkileri ile birlikte, bu iki büyük komşunun gizli askeri tehditleri, Kazakistan'ı ve Özbekistan'ı daha dikkatli davranmaya yöneltiyor. AB'nin bu ülkeleri ekonomik açıdan endişelendirdiği bir gerçek olmasına rağmen, bu durumun ne şekilde şekillendiğini ve neden bu şekilde olduğu açıkça belirtilmemiştir. Türkmenistan, BM tarafından tescillenen uluslararası tarafsızlık pozisyonuna sahip bir ülkedir. Türkmenistan, herhangi bir siyasi örgüte üye olmamak şartıyla Türkiye Devletleri Teşkilatı'na gözlemci üye oldu. Bununla birlikte, Türkmenistan, KKTC'nin gözlemci üyeliğinden dolayı AB'den, Rusya'dan, Çin'den ve ABD'den gelen baskılarla başa çıkmaya çalışmaktadır.
Bu bağlamda devletlerin diğer aktörlerle olan bağlarından çok, kendi ulusal faydalarını öncelik vermesi doğru olandır. Sonuç olarak, bu devletlerin dış politika adımları, "kaş yapalım derken göz çıkarmamak" prensibiyle, yani bölgesel ve küresel koşulları iyi irdeleyerek atılmaktadır. Belirtilen "reel politika", Türk devletlerinin kendi ulusal, bölgesel ve jeopolitik faydalarını, uzak coğrafyalardaki meselelerden (KKTC meselesi gibi) öncelikli tutmalarını zorunlu kılmaktadır.
Türkistan Türk Devletleri’nin Kıbrıs Politikası Nedir?
Bu ülkeler 1991'e kadar Sovyetler Birliği'nin bir parçasıydı ve bu yüzden 1974'te Türkiye Kıbrıs'a askerî harekât düzenlediğinde de Kıbrıslı Türkler 1983'te tek taraflı olarak adanın kuzeyinde egemenliklerini ilan ettiğinde de bağımsız bir dış politikaları yoktu.
Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’da insanların çoğu Kıbrıs sorununun ne olduğunu bilmez ancak orta sınıftan Türkiye'ye sık giden kişiler bundan haberdardır. Türk Devletleri Teşkilatı çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olması da bazı bölgesel sorunların, Türk dünyasının öbür ucunda hissedilmesini zorlaştırıyor. Her türlü koşulda “Reel politikada ulusal, bölgesel ve jeopolitik faydalar önce gelir." mefhumunu benimsemek devletlerin ortak noktasıdır.
Sovyetlerin Çöküşü ve Türkistan’daki Ülkelerin Dış Politika Dengeleri
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra dış politikalarını belirlerken temel bir strateji geliştirmişlerdir: Çok Yönlü Dış Politika. Bu yaklaşım, tek bir güce bağımlı kalmadan; Rusya (güvenlik ve tarihsel bağlar), Çin (ekonomik yatırımlar ve altyapı) ve Batı/Türkiye (teknoloji, sermaye ve siyasi meşruiyet) arasında denge kurmayı hedefler. Türkistan coğrafyasındaki ülkeler 2026 yılı itibarıyla küresel güçlerin, özellikle Çin, Rusya ve Batı rekabet alanında stratejik bir denge politikası izlemesi zorakidir. Bu devletler, egemenliklerini korumak ve ekonomik kalkınma sağlamak için çok yönlü dış politika stratejileri uygulamaktadır. Sovyetler'in çöküşünün ardından Türkiye ile ilişkiler kurulurken de Kıbrıs'ın önceliklendirilmediği bir gerçektir. Bu bağlamda TDT üye ülkelerinin ortak bir dış politikası olması gereklidir. Bu neticede ortak faydalar üzerine yoğunlaşılabilir ve kendi kalkınmalarını TDT’ye göre yapabilirler.
Bırakın ortak Türki dış politikayı, Türkistan ülkelerinin kendi arasındaki bölgesel entegrasyon bile tamamlanmış değil. Bu bağlamda “yarı tarafsızlık" olarak adlandırdığı, adadaki Türk yönetimini tanımasalar da karşı da çıkmadıkları aşikâr. Bu bağlamda Türkistan coğrafyası üzerine düşeni yapmakla yükümlü olduğu için Türkiye Cumhuriyeti, KKTC-GKRY gerilimini gerektiği kadar üzerine alınması çok doğru bir siyasi yaklaşım oldu. Nisan 2025’ten sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkistan coğrafyası ile ilişkilerinin her zaman olduğu gibi yukarı doğru ve kardeşçe gittiğinden de anlayabiliriz.
Türk Devletleri Teşkilatı Neler Yapmalı?
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), 1991 sonrası kurulan ikili ilişkilerin ötesine geçerek, günümüzde "Türk Dünyası 2040 Vizyonu" çerçevesinde kurumsallaşmış, daha belirgin bir faktör olma yolundadır.
TDT, "Ekonomik entegrasyon + Lojistik hakimiyet + Ortak kültürel kimlik" formülüyle hareket etmektedir. Bu, üyelerin ulusal egemenliklerine halel getirmeden, küresel sistemde "kendi kaderini belirleyen bir aktör" olarak masaya oturma çabasıdır. Bu çaba, geçen sene yaşadığımız KKTC-GKRY gibi anlaşmazlıkları gidererek tek ses olma yönünde giden bir ortak çabaya dönüştüğünde devletlerin faydaları birbirlerine vardığı zaman oluşabilecek sorunların da ortak noktada buluşmasına bu ortak noktada buluşmak da ortak hareket edebilme özelliğini getirecektir.
Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) Türk Dünyası 2040 Vizyonu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve uluslararası toplum arasındaki "tanınma" ve "izolasyon" eksenli gerilimi doğrudan bir çözüm mekanizmasıyla (örneğin bir BM müzakeresi gibi) "çözmeyi" hedeflemez. Ancak, bu vizyon jeopolitik ağırlık merkezini kaydırarak statükoyu "sosyal, ekonomik ve diplomatik" yöntemlerle aşmayı hedeflemesi lazımdır.
Kıbrıs Sorununun Kolektif Bir "Türk Davasına” Dönüşümü ve TDT’nin Rolü
GKRY için en büyük stratejik risk, Kıbrıs meselesinin sadece "Türkiye'nin meselesi" olmaktan çıkıp, "Türk dünyasının ortak davası" haline gelmesidir.
2040 Vizyonu, ortak bir "tarih, kültür ve gelecek" anlatısı inşa eder. Kıbrıs Türkleri, bu anlatı içinde "Doğu Akdeniz'deki Türk varlığının öncü gücü" olarak konumlandırılır. Uluslararası arenada TDT üyelerinin Kıbrıs konusunda ortak deklarasyonlar yayınlaması veya KKTC'yi bu tür toplantılara davet etmesi, Rum tarafının "Türkiye Kıbrıs'ı işgal ediyor" tezini "Türk dünyası Kıbrıs'ta kendi soydaşlarıyla bir arada" tezine dönüştürmektedir. Bu, Rum tarafının en rahatsız olduğu "meşruiyet" alanıdır. TDT, Rum tarafının "Kıbrıs'ı Türkiye'den tecrit etme" stratejisini, "KKTC'yi Türk dünyasıyla bütünleştirme" stratejisiyle geçersiz kılmaktadır. Bu bir "çözüm" değil, bir "normalleşme" sürecidir. Rum tarafı artık KKTC ile masaya oturmazsa, KKTC'nin Türk dünyası ile olan bağları derinleşecek ve GKRY'nin uyguladığı izolasyonun etkisi (hukuki olmasa da siyasi ve ekonomik anlamda) zamanla aşınacaktır.
Bu bağlamda TDT, aslında Kıbrıs meselesini bir "çatışma dosyası" olmaktan çıkarıp, Türk dünyasının Akdeniz'deki "jeopolitik derinliği" haline getirmeyi hedefleyen bir uzun vadeli vizyondur. Sadece Kıbrıs davası için değil Türk coğrafyasının sorunlarını ve krizlerini hedefleyen ortak bir vizyon ve miras unsuru olarak göstermek lazımdır.
GKRY’nin KKTC’nin Türk dünyası ile diplomasileşme ve diplomasik sosyalleşme kurmasını istememesinin temel nedenlerinden biri de uluslararası sistemden izole etmek ve Kıbrıs meselesini sadece Türkiye ile Rum tarafı arasındaki bir "ikili sorun" olarak daraltmaktır. KKTC'nin 2022'de Semerkant Zirvesi ile elde ettiği "Gözlemci Üye" statüsü, bu izolasyon politikasına vurulan en büyük diplomatik darbedir. TDT, "Türk Dünyası" kavramını bir coğrafi zorunluluktan çıkarıp siyasi bir aidiyete dönüştürerek, KKTC'nin uluslararası platformlarda Türkiye dışındaki aktörlerle (Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan vb.) doğrudan iletişim kurabileceği kurumsal bir zemin hazırlamıştır. Bu durum, GKRY'nin "tek meşru taraf biziz" söylemini zayıflatmaktadır. TDT üyeleri, KKTC ile kurdukları ilişkilerle aslında "egemen eşitlik" vurgusu yaparak, uluslararası topluma KKTC'nin meşru bir siyasi varlık olduğunu göstermektedir.
SONUÇ
Türkistan Cumhuriyetlerinin bağımsızlık sonrası dış politika yönelimleri, "Pragmatik Egemenlik" ve "Çok Yönlü Dış Politika" prensipleri etrafında şekillenmiştir. Nisan 2025’te yaşanan ve Türk devletlerinin Avrupa Birliği ile imzalanan yatırım anlaşmaları gereği GKRY’yi tanımalarıyla sonuçlanan diplomatik süreç, bu devletlerin ulusal çıkarlar ile ideolojik beklentiler arasında kurmak zorunda kaldığı hassas dengenin en somut tezahürü olmuştur. Bu durum, Türk dünyası içinde "ortak dış politika" arayışlarının sınırlarını ve reel politik zorunlulukların etkisini açıkça ortaya koymuştur.
Türk devletleri, Rusya ve Çin gibi komşuların baskıları ile Batı’nın ekonomik yaptırım tehditleri karşısında, egemenliklerini korumak adına mantıklı ve yarar odaklı bir gerçekçilik izlemektedir. Bu bağlamda devletlerin ulusal faydalarını önceliklendirmesi, "kaş yapalım derken göz çıkarmamak" prensibinin bir gereğidir.
Türk Devletleri Teşkilatı, mevcut krizleri doğrudan bir çözüm mekanizmasıyla gidermek yerine, jeopolitik ağırlık merkezini kaydırarak statükoyu "sosyal, ekonomik ve diplomatik" yöntemlerle aşmayı hedeflemektedir. TDT’nin 2040 Vizyonu, ekonomik entegrasyon ve lojistik hakimiyet formülüyle üyelerin küresel sistemde daha güçlü birer aktör olarak masaya oturmasını amaçlamakta ve böyle sorunların olmamasını sağlamaya yöneliktir.
KKTC’nin TDT bünyesindeki "Gözlemci Üye" statüsü, GKRY’nin izolasyon politikasına vurulmuş en büyük darbedir. 2040 Vizyonu, Kıbrıs Türklerini "Doğu Akdeniz’deki Türk varlığının öncü gücü" olarak konumlandırarak, meseleyi sadece Türkiye’nin bir sorunu olmaktan çıkarıp Türk dünyasının "jeopolitik derinliği" haline getirmeyi hedefleyen uzun vadeli bir strateji sunmaktadır.
Netice itibarıyla, Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin dış politikaları, bölgesel ve küresel krizlerin yarattığı baskı altında "yarı tarafsızlık" ve "denge siyaseti" arasında gidip gelmektedir. Ancak TDT çatısı altında gelişen ortak kurumsal kimlik ve ekonomik bütünleşme çabaları, bu devletlerin gelecekte ortak faydalar etrafında daha senkronize hareket edebilme kapasitesini artıracak yegâne yoldur. Kıbrıs davası ve benzeri bölgesel krizler, ancak bu vizyonun bir çatışma dosyası olmaktan çıkarılıp ortak bir miras ve stratejik unsur olarak kabul edilmesiyle "normalleşme" sürecine girebilecektir.
.png)

Türkiyenin Kıbrıs üzerindeki tüm haklarını kullanması gerekiyor aslında. Kapalı Maraş'a yerleşmek dahil. ABD'nin İsrail restine rest çekmesi gerekiyor.