top of page

Türk-Ermeni İlişkisinin Tarihi, I. ve II. Dağlık Karabağ Savaşları ve Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci

  • Yazarın fotoğrafı: Alp Arslan BAYRAK
    Alp Arslan BAYRAK
  • 16 Haz
  • 9 dakikada okunur

GİRİŞ

Azerbaycan ve Ermenistan arasında 27 Eylül 2020 tarihinde başlayan ve 1 ay 2 hafta sonra, 10 Kasım 2020 tarihinde son bulan II. Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında bölgemizde bazı kırılmalar oldu. Türkiye’nin de aktif olarak desteklediği Azerbaycan’ın bu savaşı kazanmasıyla beraber bölgesel denklemin değiştiği bir tablo karşımıza çıktı.


Bu yazıda yukarıda bahsetmiş olduğum konudan hareketle Ermeni kelimesinin kökeni ile kısa bir Ermeni tarihine; tarihteki Türk-Ermeni ilişkisine, Ermenistan SSC Dönemi’nde Türkiye ve Ermenistan arasında yaşananlara, I. ve II. Dağlık Karabağ Savaşları’nın Türk-Ermeni ilişkisi üzerindeki etkisine ve son dönemde Türkiye ile Ermenistan arasında devam eden ‘’normalleşme’’ sürecine değinilecektir.

 

 

ERMENİ VE ERMENİSTAN KAVRAMININ KÖKENİ

Ermenilerin efsanevi atası olan Horenli Movses'e göre Ermeniler; Babil Kralı Bel'i mağlup ederek ülkesini Ararat bölgesinde kuran Hz. Nuh’un büyük torunu Hayk’tan nispetle kendilerine ‘’Hay’’ veya ‘’Hayk’’ adını verirler. Horenli Movses yazılarında, Ermeni kelimesinin Hayk'ın soyundan gelen ‘’Armenak’’ veya ‘’Aram’’ isminden türediğini yazmıştır.


Ermenistan adı ise tarih boyunca ilk defa M.Ö. 522 ila M.Ö. 486 yılları arasında Pers Kralı olarak hüküm sürmüş I. Darius tarafından kaydettirilen Behistun Yazıtları’nda geçer. Bu yazıtlarda yer alan ifadeler göre ‘’Armina’’, ‘’Arminiya’’, ‘’Harminiyap’’ gibi formlarda kullanılan bu isimler, Perslerin Doğu Anadolu’daki bir satraplığına nispet edilir. ‘’Dağlık bölge’’, ‘’yukarı’’ ve ‘’yüksek’’ gibi anlamlara gelen bu kelime, bir coğrafi tanımlamaya sahip özel bir terimdir.


Perslerin dağılma sürecinde özellikle Kafkaslarda küçük çaplı bazı devletler kuran Ermeniler, M.Ö. 331 ile M.S. 428 yılları arasında hüküm süren Ermenistan Krallığı ile tarih boyunca ilk defa sağlam bir yapıya kavuştu. Sırasıyla Orontes, Artaksiad ve Arşak gibi hanedanlara sahip olan Ermenistan Krallığı, Hristiyanlığı devlet dini kabul eden tarihteki ilk devlet oldu. Geçmişte ve günümüzde hem Ermenilerin hem de Ermenistan’ın bölgesel taleplerinin zeminini oluşturan en büyük etmen işte bu Ermenistan Krallığı’dır.


Roma İmparatorluğu’nun yükselişi sonrasında bir dönem Romalıların etkisi altına giren Ermeni Krallığı, Sasani Devleti’nin de tarih sahnesine çıkması ve Roma İmparatorluğu’nun her geçen gün daha da güçlenmesiyle beraber bu iki devletin baskısı altında kalmış ve 428 yılında yıkılmıştır.



TÜRKLERİN ERMENİLERLE TANIŞMASI

Uzun bir süre boyunca Roma ve Sasani etkisinde kalan Ermeniler, Müslümanlığın yayılması sonrasında 7. yüzyıldan itibaren Arap hakimiyeti altına girmiştir. Üç yüz yıla yakın süren Arap hakimiyetinden sonra Doğu Roma İmparatorluğu’nun ele geçirdiği Ermeniler, Doğu Roma İmparatorluğu’nun kendilerine karşı uyguladığı siyasi ve dini -Gregoryen mezhebi ile ilgili- baskılar nedeniyle Türkleri bir kurtarıcı olarak görmüş, Malazgirt Savaşıyla beraber Türklerin yönetimiyle tanışmıştır.


Bu dönemden itibaren Selçuklu yönetiminde hem mezhep hem de ibadet özgürlüğüne kavuşan Ermeniler, sosyal hayatta da toplumda ciddi bir rol üstlenmeye başlamıştır. Selçuklu saraylarında yükselen, orduda görev yapan, ticaret ve tarım hayatında ağırlığı olan Ermeniler, yine bu dönemde kültürel açıdan da Selçuklularla güçlü bir etkileşim içinde bulunmuştur.  


Malazgirt Savaşı’nın kazanılması sonrasında çoğunlukla Selçuklu otoritesini tanımış olan Ermeniler, Haçlı Savaşları sırasında Selçukluları tehdit eden Kilikya Ermeni Prensliği ile de ayrı bir devlet olarak varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır. Vassal bir krallık halinde kendinden güçlü devletlere bağlı olarak varlıklarını sürdüren Kilikya Ermeni Prensliği, tarihi boyunca Bizans İmparatorluğu'na, Papalık'a, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na, Büyük Selçuklulara, Anadolu Selçuklu Devleti'ne, İlhanlılar'a, Kudüs Krallığı'na ve Memlûk Sultanlığı'na tabi olarak ayakta kalmaya çalışmıştır. Fakat tabiiyet hususunda pasif bir halde değil, girişken bir yapıda olmuşlardır. Değişen durumlara göre farklı ittifaklar yapan, şartlara göre diğer devletlere yaklaşan Kilikya Ermeni Prensliği, bu duruma örnek gösterilebilecek bir olayda Moğolların, Kösedağ Savaşı’nda Anadolu Selçuklu Devleti’ni yenmesi sonrasında kendilerine sığınan I. Alaeddin Keykubat'ın eşi, I. Gıyaseddin Keyhüsrev'ın annesi Hunat Hatun’u Moğollara teslim etmiş ve öldürülmesine sebep olmuşlardır. Moğolların hakimiyeti altına girdikten sonraysa tarih sahnesinden silinmeye başlamışlardır.


Moğol istilalarından sonra Ermeniler, 13. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Karakoyunlu, Timur ve Akkoyunlu gibi devletlerin etkisi altına girmiştir. 15. yüzyıldan sonra ise Ermeniler, Anadolu’da gün geçtikçe güçlenen Osmanlı Devleti ile İran’da hüküm süren Safeviler’in boyunduruğu altına girmiştir.


Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye ile Safeviler arasında 1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na göre Osmanlı ve Safevi arasında Ermenistan iki kısma bölünmüş, Batı Ermenistan’da yaşayan Ermeniler, uzun yıllar boyunca Osmanlı egemenliği altında yaşayan taraf olmuştur.



OSMANLI DEVLETİ ZAMANINDA TÜRK-ERMENİ İLİŞKİSİ

Osmanlı Devleti zamanında yine Selçuklularda olduğu gibi dini, iktisadi ve sosyal alanda hür olan Ermeniler, devlet kademesinde de ciddi görevlerde bulunmuşlardır. Devlete ve millete yapmış oldukları hizmetler nedeniyle Millet-i Sadıka adını alan Ermeniler kısa sürede -özellikle başkent İstanbul’da- zenginleşmiş; Balyan Ailesi ve Ermeni Süleyman Paşa gibi birçok şahsiyetle birlikte devletin en önemli kademelerine etki etmiştir.


Özellikle 19. yüzyılda Agop Kazazyan Paşa, Gabriyel Noradunkyan gibi isimlerle nazırlık pozisyonuna kadar yükselmiş olan Ermeniler, yine bu dönemlerde birçok büyükelçilikte görev almıştır.

 

 

MİLLET-İ SADIKA’DAN DÜŞMANLIĞA

Fransız Devrimi ile 18. yüzyılda esmeye başlayan milliyetçilik rüzgarından Ermenilerde nasibini almıştır. Uzun bir müddet boyunca Osmanlı Devleti’nin gayrimüslim bir tebaası olarak huzur ve güven içinde yaşamlarını sürdürmelerine rağmen yeni gelişen fikir akımlarından ve sosyal hareketlerden ciddi bir biçimde etkilenmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nde 23 Aralık 1876 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından ilan edilen I. Meşrutiyet’in yaratmış olduğu kısa süreli bir sükûnet döneminde ilk defa seçimle tanışan Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye toplumunda Ermenilerde kendilerini parlamentoda temsil etmeye başlamıştır.


Osmanlı toplumunda yer alan diğer azınlıklar gibi Ermenilerinde parlamento üzerinde etkisinin artması, Sultan II. Abdülhamit devrinin sonunda, 23 Temmuz 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet sonrasında yapılan genel seçimlerle oldu. III. Dönem Meclis-i Mebusanı’nda 12 Ermeni milletvekili -4 Taşnak ve 2 Hınçak mensubu dahil- tarafından temsil edilen Ermeniler, bu dönemde bir yandan parlamento üzerinde etkili olmaya çalışıyor, bir yandan da Osmanlı Devleti’ne baş kaldıran diğer azınlıklar gibi çetecilik ve komitacılık faaliyetleriyle uğraşıyordu.


I. Dünya Savaşıyla Taşnak, Armenakan ve Hınçak partilerinin yapmış olduğu bölücü faaliyetler ve katliamlarla beraber artık Ermenilerin durumu tehlikeli bir hal almaya başladı. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na katılması sonrasında özellikle Kafkasya Cephesi’nde Ruslarla ittifak halinde olan Ermeniler birçok şehirde Ruslarla beraber katliamlar yaptı. Artan asayiş problemleriyle baş etmeye çalışan dönemin İttihat ve Terakki Partisi, 1 Haziran 1915 tarihinde Sevk ve İskân Kanunu’nu açıklayarak ülke içerisinde güvenlik sorunu yaşatan tüm Ermenileri belli bölgelere iskân etti. Tarihe 1915 Olayları olarak da geçen bu olayda İttihat ve Terakki Hükümeti gerekli tüm önlemleri almasına rağmen yaşanan bir dizi sorun nedeniyle bazı Ermeniler iskân sırasında hayatını kaybetti.


Bu dönemde Ermeniler; artan çetecilik çalışmaları, Ermeni Patriği Zaven Efendi’nin liderliğinde hareket eden Hınçak ve Taşnak Cemiyetleri’nin faaliyetleriyle birlikte Doğu Anadolu’da Ermenistan devleti kurmak gayesiyle hareket ediyordu.

I. Dünya Savaşı sırasında Ruslarla iş birliği halinde olan Ermeniler, bu amaca yönelik olarak sistemli bir şekilde Doğu Anadolu’da katliamlar yapıyordu.


Rusya, 1917 Ekim Devrimi sonrasında Brest Litovsk Antlaşması ile I. Dünya Savaşı’ndan çekilmiş ve Kafkasları boşaltmıştı. Kurtuluş Savaşı’nın Doğu Cephesi’nde yaşanan bu gelişme sonrasında otorite boşluğundan yararlanan Ermeniler, Rusların boşalttığı yerleri işgal etti. Burada Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan eden bu grubun bölgede tekrardan katliama girişmesi sonrasında Türk-Ermeni Savaşı başladı.

Paris Barış Konferansı’nda İngilizler tarafından Sevr Antlaşması’na Büyük Ermenistan Devleti’nin kurulmasıyla ilgili bir madde eklenmesi sonrasında Ermenilerin Doğu Anadolu’da yapmış olduğu katliamlar daha da şiddetlendi. Bunun üzerine Büyük Millet Meclisi tarafından alınan bir kararla Kâzım Karabekir Paşa Doğu Cephesi Komutanı olarak atandı ve kısa sürede Ermenilerin eline geçmiş olan Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Batum gibi bölgeler geri alındı. Ermenilerin barış isteği sonrasındaysa Gümrü Antlaşması imzalandı.


Gümrü Antlaşması’nı imzaladığımız, 28 Mayıs 1918’de De Facto bir ülke olarak kurulan Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’nin ömrü uzun olmadı. Kızıl Ordu'nun 29 Kasım 1920 tarihinde Erivan'a girmesiyle birlikte bu ülke Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı ve SSCB’ye bağlı bir cumhuriyet haline geldi.

1921 yılının Ekim ayında Türkiye ile Güney Kafkasya ülkeleri olan Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arasında imzalanan Kars Antlaşması ile Doğu Sınırlarımız günümüz halini aldı.



TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE ERMENİSTAN SSC ARASINDAKİ İLİŞKİ (1920-1991)

Ermenilerin SSCB’ye bağlı bir ülke haline gelmesi sonrasında Türk-Ermeni ilişkisi farklı bir çehreye bürünmüştür. Bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arasında doğrudan bir diplomatik ilişki başlamamış, bu ilişkiler daha çok Türkiye-Sovyetler Birliği teması üzerinden yürümüştür. Bu dönemde sınır kapıları kapalı kalmış, Ankara ile Erivan arasındaki temas Moskova üzerinden sağlanmıştır.


Özellikle II. Dünya Savaşı’na kadar geçen bu süreçte Ermeniler, Lenin ve Stalin’in politikalarıyla birlikte her geçen gün Sovyetleştirilmiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlaması sonrasında Sovyetler Birliği’ne birçok general ve mareşal yetiştiren Ermeniler, savaş sırasında Güney Kafkasya’ya ilerlemeyi düşünse de bunu uygulayamamıştır.

II. Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin Türkiye’den toprak talep etmesi ve Ermenilerin bu hususu desteklemesiyle beraber Türkiye, Batı ile olan ilişkilerini geliştirmiş ve Truman Doktrini’nin devreye girmesiyle birlikte SSCB bu taleplerinden vazgeçmiştir.

1953 yılında Stalin’in ölmesi üzerine Kruşçev’in SSCB’de iktidara gelmesi Ermeniler için bir dönüm noktası olmuştur. Kruşçev Dönemi ile Ermeniler politik açıdan daha rahat bir ortama kavuşmuştu. Kruşçev Dönemi ile başlayan ve Brejnev Dönemi ile devam eden bu dönemde arka planda devletlerini milli bir kimlik üzerine oturtmaya çalışan Ermeniler, 1917 Olaylarıyla ilgili olarak 24 Nisan 1965 yılında Erivan sokaklarında anma gösterileri düzenledi.


Türk-Ermeni ilişkilerinde asıl kırılmalar 1970’li yıllardan sonra başlamıştır. Soğuk Savaş Dönemi’yle birlikte Türkiye’ye karşı Ermenilerin başını çektiği birçok terör saldırısı düzenlenmiştir.


Bu dönemde ASALA (Ermenistan'ın Kurtuluşu için Gizli Ermeni Ordusu) ve JCAG (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) liderliğinde özellikle yurt dışında faaliyette bulunan birçok Türk vatandaşına ve diplomata alçak saldırılar yapılmıştır. 1975-1986 yılları arasında yoğun bir terör dönemi olarak adlandırılan bu dönemde yüzlerce insanımız ve diplomatımız hayatını kaybetmiştir.


Bu gruplar, Büyük Ermenistan Cumhuriyeti için hareket eden terör örgütleriydi. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında Ermenilerin çizeceği yol haritasını gözler önüne seriyordu.


Takvimler 20 Şubat 1988'i gösterdiğinde Dağlık Karabağ Özerk Oblastı Yüksek Sovyeti, Ermenistan ile birleşme kararı aldığını açıkladı.

SSCB’nin dağılmasıyla bundan yaklaşık üç yıl sonra, 23 Eylül 1991 yılında ise Ermenistan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a ait olduğunu belirten Levon Ter-Petrosyan, yeni kurulan Ermenistan’ın ilk devlet başkanı oldu.



I.DAĞLIK KARABAĞ SAVAŞLARI VE SONRASI

I. Dağlık Karabağ Savaşı, 1988 ile 1994 yılları arasında yaşanmıştır.

Özellikle Dağlık Karabağ Özerk Oblastı Yüksek Sovyeti’nin Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile birleşeceğini açıklamasından sonra başlayan bir dizi olaylar ve katliamlar, Ermenistan’ın SSCB’den ayrılmasıyla birlikte hız kazanmıştır.

Azerbaycan ile yapılan savaş sonrasında birçok bölgeyi ele geçiren, Hocalı Katliamı ile Azeri sivillere soykırım yapan Ermeniler; Şuşa Muharebesi ve sonrasında yapılan savaşlarda başarılı olmuştur.


Birinci Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Türkiye, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü desteklemiş ancak çatışmalara doğrudan müdahil olmamıştır. 1993 yılında Kelbecer’in işgali sonrasında ise Ermenistan ile sınır kapılarını kapatmıştır.

Bu savaş sonrasında Azerbaycan’da Elçibey darbeyle iktidardan indirilmiş ve yerine Haydar Aliyev gelmiştir.


1994 yılında Bişkek Protokolü’nün imzalanmasıyla birlikte Dağlık Karabağ’da savaş durmuş, 2020 yılına kadar Ermeniler tarafından ilhak edilen bölgelerin statüsüyse belirsizliğini korumuştur.


I. Dağlık Karabağ Savaşları sonrasında Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler tamamen kopmuştur. Bu dönemden sonra Türk-Ermeni ilişkilerinde Azerbaycan’ın tutumu da Türkiye için oldukça önem kazanmıştır.


2000-2008 yılları arasında sınırlı temasa sahip olan Türk-Ermeni ilişkileri, Türkiye’nin yapıcı çabalarına rağmen Ermenilerin yayılmacı ve tehditkâr bir tutum içerisinde olması nedeniyle gelişmemiştir. 2009 yılında gerçekleştirilen Zürih Protokollerinden de ciddi bir sonuç elde edilememesi nedeniyle Türk-Ermeni ilişkileri, 2010’dan 2020’ye kadar oldukça durağan bir dönem yaşamıştır.



II.DAĞLIK KARABAĞ SAVAŞLARI VE SONRASI

Takvimler 27 Eylül 2020’yi gösterdiğinde Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, I. Dağlık Karabağ Savaşları sırasında işgal edilen bölgelere geniş çaplı bir askeri operasyon düzenledi.


44 gün süren bu operasyonlar sırasında Şuşa’nın ele geçirilmesiyle birlikte Ermenilere büyük bir darbe vuruldu. Diplomatik ve askerî açıdan oldukça iyi yönetilen bu savaş süresince Türkiye’de özellikle İHA ve SİHA desteğiyle Azerbaycan ordusunun başarısında etkin bir rol oynadı.


10 Kasım tarihinde imzalanan antlaşmaya kadar Füzuli, Cebrayil, Zengilan gibi bölgeleri tekrardan ele geçiren Azerbaycan ordusu, antlaşma sonrasındaysa Ağdam, Kelbecer ve Laçin’i geri aldı.


II. Dağlık Karabağ Savaşları sonrasında Rusya liderliğinde bir barış gücü kuruldu ve bu barış gücü bölgenin istikrara kavuşması için faaliyetlerine başladı. Özellikle bu savaş sırasında Türkiye’nin etkin desteği savaşın Azerbaycan tarafından kazanılması açısından önemliydi.


Bu savaşların Azerbaycan lehine sonuçlanması sonrasında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın ülke içerisinde ‘’hain’’ ilan edilmesi, Ermenistan iç siyasetinde bir dizi kırılmaları beraberinde getirdi. Bu süreçten sonra Ermenistan, iç siyasette günümüzde de devam eden çalkantılı bir sürece girdi.

 

 

TÜRKİYE-ERMENİSTAN-AZERBAYCAN ARASINDAKİ NORMALLEŞME SÜRECİ

II. Dağlık Karabağ Savaşları’ndan yenilgiyle çıkan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın bu savaştan sonra siyasetten çekileceği düşünülüyordu. Fakat Paşinyan, mağlubiyetin getirmiş olduğu olumsuz havaya rağmen iktidardan düşmedi. Savaşın ardından Rusya ve Türkiye’nin de bölgedeki etkin diplomatik gücünün devreye girmesiyle birlikte Ermenistan-Türkiye-Azerbaycan arasında bir ‘’normalleşme’’ süreci başladı.


Özellikle 2021 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın liderliğinde atılan adımlarla beraber Ermenistan ve Türkiye arasında üst düzey devlet görevlilerinin katıldığı bazı görüşmelere, ziyaretlere başlandı. Ocak 2022’de Moskova’da Türkiye ve Ermenistan özel temsilcilerinin görüşmesi, uzun bir aradan sonra yüz yüze yapılan ilk diplomatik görüşme oldu. Bu görüşmelerde iki ülke arasındaki ticari kısıtlamalar kaldırıldı, doğrudan uçuşlar başlatıldı ve sınır kapılarının açılması konusu gündeme geldi.

20 Haziran 2025 tarihinde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ikili görüşme sonrasında normalleşme süreciyle ilgili atılan adımlar daha da hız kazandı.


7 Haziran 2026 tarihinde Ermenistan’da yapılan son Genel Seçimi Nikol Paşinyan’ın kazanması, seçim çalışmalarında istikrar ve iş birliği gibi hususları vurgulaması, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ikili ilişkilerin derinleştirilmesi gerektiğini belirtmesi bu ‘’normalleşme’’ sürecinin ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor.



SONUÇ VE GELECEK BEKLENTİSİ

Özellikle Selçuklular zamanında başlayan ve Osmanlı zamanında yakınlığın daha da derinleştiği Türk-Ermeni ilişkisi, tarih boyunca birçok gelgit yaşamıştır. Her iki devletinde önemli kademelerinde görev almış, uzun bir süre boyunca sadık bir millet unvanına layık görülen Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte ayrılık hareketleri içerisinde yer almıştır. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren Devlet-i Aliyye’de yaşayan birçok azınlıkta olduğu gibi, Ermeniler içerisinde de farklı emeller güden ve bölücü faaliyetler peşinde koşmuş olan birçok kişi bulunmaktadır. Daha çok Doğu Anadolu’da bu amaçlarla hareket eden komita ve partilerin katliamları sırasında Türkler ve Ermeniler sıkça karşı karşıya gelmiştir.


Özellikle Doğu Anadolu’da Ermeniler tarafından yapılan katliamlar, 1915 yılında ilan edilen Sevk ve İskân Kanunu’nun uygulanması sırasında yaşananlar ve tarihsel açıdan sık sık karşı karşıya gelmiş olmamız nedeniyle günümüzde Türkiye-Ermenistan ilişkisi oldukça kırılgan bir yapıdadır. Yetmiş yıldan daha uzun bir süre boyunca Sovyet egemenliği altında yaşayan ve uzun yıllar boyunca Sovyetleştirilmiş olan Ermeniler, 1991’den sonra kurulan diğer Kafkas ülkeleri gibi Ermenistan Cumhuriyeti çatısı altında 35 yıldır yaşamaktadır. Bir devlet için kısa sayılabilecek bu hususta göz önünde bulundurulduğunda Türk-Ermeni ilişkisinin yapısı gelecekte değişebilir.


II. Dağlık Karabağ Savaşları’nın bölgedeki dinamikleri çok hızlı ve keskin bir şekilde değiştirmesi, Türk-Ermeni ilişkisinin geleceği açısında çok kritik bir gelişmedir. Azerbaycan’ın yanında olduğumuz bu savaş sonrasında kaybeden taraf olan Ermenilerin bu yenilgiyi sindirebilmesi zaman alacaktır.


Bu süreçte bize düşen görev dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın yanında pozisyon alarak uzun sürse dahi ‘’normalleşme’’ adı verilen bu sürece katkıda bulunmaktır. Fakat ASALA ve JCAG gibi terör örgütlerinin geçmiş yıllarda bizlere yaşattıkları da unutulmamalıdır.


Ayrıyeten şu da unutulmamalıdır ki Ermenistan ve Ermeni toplumunun çoğunluğu, Büyük Ermenistan Krallığı’nın devamı olduğu yönündeki inancını günümüzde de korumaktadır.

Yorumlar


bottom of page